OPEL’İN SPORTİF COUPE’Sİ: MANTA
Oca09

OPEL’İN SPORTİF COUPE’Sİ: MANTA

Rallilere ilgi duyanlar Opel Manta ismini iyi bilir. Opel’in arkadan itişli bu spor otomobili, 1970 ile 1988 yılları arasında üretildi. Manta A diye bilinen ilk nesil model, beş yıl üretimde kaldı. Ascona bazlı olarak tasarlanan Manta, bir anlamda Ford Capri’ye de rakip oluyordu. Amerika’da da satılan Manta A; 1.2 lt 60 HP, 1.6 lt 65-75 HP ve 1.9 lt’lik (90-105 HP) motorlarla donatılmıştı. Amerika’da sadece 1.9 lt’lik versiyon satıldı. Dört ileri manuel ya da üç ileri otomatik şanzımana sahip olan ilk nesil Manta, 1975 yılında 1.9 lt’lik motorunda Bosch L-Jetronic enjeksiyon sistemini de kullanmaya başladı. 1975 yılında tanıtılan ikinci nesil Manta, daha uzun ömürlü oldu ve 1988’e kadar üretildi. Yine 1.2 lt, 1.6 lt ve 1.9 lt’lik motorlarla satışına başlanan Manta B, 1976’da 105 HP’lik GT/E versiyonuna da kavuştu. GT/E, 1979’da 2.0 lt’lik motoruyla daha da güçlendi. Bu motorun gücü 125 HP’ye kadar ulaşıyordu. 1981’de makyajlanarak Manta, bu versiyonuyla B2 olarak anılmaya başladı. Makyajla birlikte 1.2 lt, 1.6 lt ve 1.9 lt’lik motorların üretimine son verildi ve yerlerine 1.3 lt, 1.8 lt ve 2.0 lt’lik üniteler geldi. Dört ileri manuel ve üç ileri otomatik şanzımanlar kullanıma devam ederken, daha sportif modellerde beş ileri Getrag şanzımana yer verildi. Opel, Manta ile rallilerde de büyük dikkat çekti. Hem Ascona hem de Manta’nın Grup B versiyonlarını hazırlayan Opel, özellikle Manta 400 ile akıllara kazındı. Cosworth’e 16 supaplı ve üstten çift eksantrikli bir silindir kapağı geliştirme görevi veren Opel, 2.0 lt’lik CIH motordan beklediği gücü alamadı. Bunun yerine 2.4 lt’lik DOHC, 16V atmosferik bir motorda karar kılındı. Bosch LE enjeksiyon sistemiyle donatılmış yol otomobili 144 HP güç ve 210 Nm tork üretiyordu. Yarış versiyonları çift 50 DCOE Weber karbüratöre sahipti, güç ie 275 HP güç ve 300 Nm tork sınırına kadar geldi. Irmscher, altı silindirli Manta versiyonlarını da denedi. 176 HP güç üreten 3.0 lt’lik altı silindirli motru kullanan Irmscher, Getrag şanzımanla paketi tamamladı. 225 km/s maksimum hıza ulaşan bu versiyonun 0-100 km/s hızlanması 8.0 sn’nin altındaydı. Türkiye’de yapılan rallilerde de çok başarılı olan Opel Manta, özellikle Ali Bacıoğlu pilotajında defalarca şampiyon oldu. Serdar Bostancı ve Ali Deveci gibi isimler de Manta’yla yarıştı. OPEL MANTA A OPEL MANTA A OPEL MANTA A OPEL MANTA A OPEL MANTA A OPEL MANTA B OPEL MANTA B OPEL MANTA B OPEL MANTA B OPEL MANTA B OPEL MANTA B OPEL MANTA B OPEL MANTA B OPEL MANTA B OPEL MANTA B OPEL MANTA B OPEL MANTA B OPEL MANTA B OPEL MANTA B OPEL MANTA B OPEL MANTA...

Devamını Oku
TÜRKİYE’NİN OTOMOBİLİ: RENAULT 12
Oca09

TÜRKİYE’NİN OTOMOBİLİ: RENAULT 12

Fransız Renault, 1969 Paris otomobil Fuarı’nda orta sınıftaki yeni otomobili R12’yi tanıttı. 1980 yılına kadar Fransa’da üretilen Renault 12, Türkiye’de dahil olmak üzere 21’inci yüzyılın başlarına kadar birçok ülkede üretim bantlarından çıktı. İlk dönemde büyük övgüler alan otomobil, ferah kabini, performansı ve düşük yakıt tüketimiyle dikkat çekiyordu. Tabii havalandırma sisteminin çok zayıf olması gibi eleştiriler de alıyordu. Türkiye’de 2000 yılına kadar üretilen otomobil, Romanya’daysa aynı platformu kullanan sedan, station ve pick-up gibi modellerle 2006’ya kadar satışta kaldı. Toplam 2.5 milyon adet satılan Renault 12, Fransız markanın en çok satılan modelleri arasında yerini aldı. Renault 12’nin tasarımı, Avrupa’nın ilk HB modellerinden R16’ya çok benzer fakat teknik olarak farklılıklar vardı. Örneğin R12’nin motoru önde uzunlamasına yerleştirilmiştir ve motor ön aksların önünde yer alır. R16 ve R4 gibi modellerde de motor uzunlamasınadır ama ters durur. Yani ön aksların gerisindedir. Lansmanla birlikte R12’nin iki modeli vardı: L ve TL. İlk etapta sadece sedan olarak üretilen otomobil, ertesi yıl station versiyona da kavuştu. Ama en önemli gelişme Gordini ile oldu. Bu performans modeli, 1565 cc’lik 125 HP güç üreten Weber karbüratörlü bir motora sahipti. Beş ileri manuel şanzımanı da dikkat çekiyordu. Ayrıca arka frenleri de diskti. Renault 16 TS’de alınan bu motor, Renault 12 Gordini’yi 185 km/s maksimum hıza taşıyordu. 1971’de 2225 adet Gordini satıldı. Toplam üretim 5188’i bulduğunda, 1974’te R12 Gordini’nin üretimi sona erdi. Ekim 1972’de R12 TS piyasaya çıktı. TS’nin 1289 cc’lik farklı bir eksantrik miline, yüksek sıkıştırma oranlı pistonlara ve çift boğazlı Weber karbüratöre sahipti. Doğal olarak da TL’nin 54 HP olan gücü 62 HP’ye çıktı. TS’nin dışı ve içinde de farklılıklar vardı. Gordini tarzı jantlar ve krom detaylar görüntüyü oldukça şıklaştırıyordu. Ayrıca kabinde de entegre başlıklı sportif koltuklar ve devir saati gibi ekstra donanımlar bulunuyordu. Ayrıca 1972 yılında el freni de ön koltuklar arasına alındı. Türkiye’de çok bilinmez ama Ekim 1973’te R12 TR tanıtıldı. Bu otomobilde üç ileri otomatik şanzıman yer alıyordu. Fransa’da 1975 yılında bir makyaj yapıldı ve ön ızgara, tamponlar ve stop lambaları değiştirildi. Kabinde de yeni bir kokpit ve gösterge tablosu yer alıyordu. Ekim 1978’de Renault 12’nin yerine gelen Renault 18’e rağmen Fransa’daki üretim iki yıl daha devam etti. Renault 12’nin arka aksı sabit akslıydı. R4 ve R16 gibi modellerde bağımsız olan arka süspansiyon yerine sabit aks kullanılması birçok yorumcu tarafından eleştirildi. Türkiye’de 1971-2000 yılları arasında üretilen Renault 12, 1989 yılında yapılan makyajla R12 Toros adını aldı. Plastik tamponlu olan Toros, ilk aşamada dört ve beş ileri manuel şanzımanlı olarak üretilse de daha sonra sadece beş ileriye dönüldü. Türkiye’de üretilen en konforlu R12 modeli 1983’te tanıtılan GTS’dir. Opsiyonel klimanın yanında ön camları da elektrikli olan GTS’nin kokpiti de açık renkliydi. 1983’ten sonra 1397 cc’lik motora geçen Oyak-Renault,...

Devamını Oku
RALLİ CANAVARI: AUDI QUATTRO
Oca08

RALLİ CANAVARI: AUDI QUATTRO

Günümüzde birçok Audi modelinde dört tekerlekten çekiş yani quattro teknolojisini görüyoruz. Peki, bu teknolojinin atası hangi model? VW Grubu’na ait olan Alman Audi, 1980 yılında Cenevre Otomobil Fuarı’nda yol ve ralli otomobili olarak düşünülen ilk quattro’yu tanıttı. 1991 yılına kadar üretilen bu otomobil, rallilere dört tekerlekten çekişi getiren bir efsane halini aldı. İtalyanca’da dört anlamına quattro kelimesinden esinlenilen model, Ur-quattro olarak da bilinir ki, bu da türünün ilki olduğunu belirtir. Audi 80 modelinden türetilen ve B5 olarak kodlanan quattro Coupe, önde ve arkada bağımsız süspansiyona sahipti. Yüksek performanslı, dört tekerlekten çekişli bir otomobil fikri, ilk olarak 1977 yılında Audi Şasi Mühendisi Jörg Bensinger tarafından önerilmiştir. Orijinal Audi quattro’nun motoru 2144 cc’ydi. Beş silindirli olan bu motor, üstten tek eksantrikli ve 10 supaplıydı. Turboyla beslenen motor 200 HP güç ve 285 Nm torka sahipti. 220 km/s maksimum hıza ulaşan otomobilin 0-100 km/s hızlanmasıysa 7.2 saniyeydi. Daha sonra bu motor 2226 cc’ye yükseltildi. Gücü değişmese de torkunu artık daha düşük devirde veren bu motor daha ileriki dönemde 20 supapa ve üstten çift eksantrik miline kavuştu. Güç 220 HP’ye yükselirken, maksimum hız da 230 km/s olarak açıklanıyordu. Audi quattro, 1991 yılına kadar 11 bin 452 adet satıldı. 11 yıl boyunca ufak makyajlar yapılsa da otomobilin ana görüntüsünde önemli bir değişiklik yapılmadı. İleriki yıllarda arka süspansiyonda bir geometri değişimine gidildi ve bu yenilikler ile otomobilin önden kayma eğilimi azaltılmaya çalışıldı. 1984’de lastik ölçüsü 205/60 R15’e çevrildi ve süspansiyon da daha sert yaylarla 20 mm alçaltıldı. Ayrıca 1987’de Torsen merkezi diferansiyele geçildi. Tabii bu otomobilden bahsetmişken rallilere değinmeden olmaz. 1980 yılında Janner Rallisi’yle resmi olarak motorsporları kariyeri başlayan Audi quattro, ertesi yıl bir ilke imza attı. Michele Mouton, bu otomobille San Remo Rallisi’ni kazandı. İlk kez bir kadın, Dünya Ralli Şampiyonası’nda zafere ulaşıyordu. 350 HP’lik Audi quattro, 1981 ve 1982’de 10 zafer kazandı. Alman markayı başarıya ulaştıran pilotlar ise Hannu Mikkola, Michele Mouton ve Stig Blomqvist’di. 1983’de geliştirilerek quattro A1 adını alan otomobil, aynı yıl biraz daha geliştirilerek A2 kodunu adına ekledi. 1983’te Hannu Mikkola Dünya Ralli Şampiyonu olurken, 1984’de takıma Walter Röhl de katıldı. Audi, 84 sezonunun sonlarında Sport quattro’yu tanıttı. 450 HP gücündeki bu canavar, karbon-kevlar bir gövdeye sahipti. Ayrıca aks aralığı da 320 mm kısaltılmıştı. 1984 yılında da Audi pilotu Stig Blomqvist şampiyon oldu. Audi, 1982 ve 1984’te Dünya Ralli Markalar Şampiyonu da oldu. Alman marka, Dünya Ralli Şampiyonası’nda toplam 23 yarış kazanmayı başardı. Grup B rekabetinin yanında ünlü Pikes Peak tırmanma yarışında da Audi fırtınası esiyordu. 1982’den 1987’ye kadar John Buffum, Michele Mouton, Bobby Unser ve Walter Röhl bu yarışı kazanmayı başardı. Audi Qauttro’nun son ralli versiyonuysa Sport quattro S1 E2’ydi. 1985’te tanıtılan bu otomobil, 480 HP gücündeydi ve turbo...

Devamını Oku
VİRAJ USTASI: FORD ESCORT RS COSWORTH
Oca03

VİRAJ USTASI: FORD ESCORT RS COSWORTH

Ralli tarihinde her dönem var olmuş bir marka olan Ford’un, bir zamanlar etaplarda fırtına gibi esen Escort RS Cosworth’ü, performansıyla modern hot hatch’lere taş çıkartıyor…Türkiye’de yalnızca altı adet bulunan bir Ford’u konuk ediyoruz retro sürüş köşemizde: Escort MK 5 ailesinin yaramaz çocuğu Escort RS Cosworth. 1992 ile 1996 yılları arasında sadece 7145 adet üretilen Escort RS Cosworth, ülkemize resmi olarak ithal edilmemiş olsa da, Türkiye yollarında altı adet “Cossie” dolaşıyor. İşte o Escort’lardan şüphesiz ki en orijinal ve en temiz durumdaki ile beraberiz. 1994 üretimi bu Escort, 18 yıldır Ford Türkiye’nin fabrika ralli takımını yöneten Serdar Bostancı’nın koleksiyonunun bir parçası. Teknik Motorspor’un garajında tutulan ve senede bir-iki kere yola çıkan bu Escort’u, sadece Serdar Bostancı ve oğlu Murat Bostancı kullanıyor. Escort’un kaputunun altında meşhur bir motor yatıyor. YBT kodlu Cosworth makinesi, dört silindirli ve turbo beslemeli. Büyük ve küçük tip olmak üzere iki farklı turbo ile üretilen Escort Cosworth’lerde, motor gücü 220 HP. Bu Cossie’de, büyük tip Garrett T3/T4 turbo bulunuyor. Borg Warner imzalı şanzıman, beş ileri ve oldukça uzun oranlı. İçi hâlâ yeni kokan Escort’un Recaro koltuklarına oturduğunuzda, bir ralli otomobiline oturduğunuzu idrak ediyorsunuz. Bunu sadece koltuklar değil, ön konsoldaki Cosworth logosu ve ekstra gösterge grubu da hissettiriyor. Bu gösterge grubunda voltaj ile yağ ve turbo basınçları görülebiliyor. Dışarıdan baktığınızda da, en az iç mekânda hissettiğiniz kadar ralli ruhunu hissetmeniz mümkün. Kaputtaki hava çıkışları, “balina kuyruğu” lakabıyla bilinen devasa arka spoyler ve dodikli çamurluklar, bunun sıradan bir Escort olmadığını kolaylıkla anlamanızı sağlıyor. Az bilinen bir spoyleri daha var Cosworth’ün… O da, ön tamponun altındaki ayarlanabilir splitter. Zaten bu ön ve arka spoylerler sayesinde, dünyada ön ve arkada yere basma kuvveti oluşturabilen ilk seri üretim otomobil unvanına sahip Escort RS Cosworth… Bu arada klima da dahil olmak üzere, hiçbir konfor elemanı bulunmuyor Cossie’de. 220 beygir, bugün için pek de yüksek bir motor gücü sayılmayabilir, ama Escort RS Cosworth’ün esas alameti farikası, hafif oluşu ve müthiş bir yol tutuşu sağlayan aktarma sistemi… 1275 kilogram, 2.0 litre turbo beslemeli bir motora ve dört tekerlekten çekişli aktarmaya sahip bir otomobil için, oldukça düşük bir değer sayılır. Güç dağılımını yüzde 34 ön, yüzde 66 arka olarak gerçekleştiren aktarma sistemi ile hafif bir karoser birleşince, müthiş dengeli bir sürüş ortaya çıkıyor… Castrol Ford Team Türkiye garajındaki çekimlerin ardından, Escort’u biraz gezdirmeye çıkardım. Şehir içi kullanımda, dur-kalk trafikte, en az bugünün Focus’ları kadar konforlu bir sürüşü var. Ne dikkat çekici bir motor sesi, ne sert bir debriyajı, ne de kemikli vites geçişleri bulunuyor. Yolda dikkatleri üzerine çekmiyor. Sahip olduğu karakter göz önüne alındığında, fazlasıyla mütevazı bir havası var Cosworth’ün. Onunla markete, işe gidebilir, hatta çocukları okula bile götürebilirsiniz. Ama iş biraz eğlenmeye gelince, Escort’un virajlar...

Devamını Oku
KOCAMAN BİR GO-KART: FERRARI F355 CHALLENGE
Oca03

KOCAMAN BİR GO-KART: FERRARI F355 CHALLENGE

İtalyan süperspor otomobillerinin tipik özelliğidir; sert ve tavizsiz bir sürüş. Ferrari F355’lerde de bu kural geçerlidir ama F355 Challenge, bunu bir adım daha öteye götürüyor. İtalyan usulü bir makarna gibi: Dişe dokunur bir sürüş deneyimi ve saf yarış otomobili hissi! F355, henüz bir genç klasik. Ama Ferrari tarihinin en sevilen V8’lerinden biri olarak çoktan taçlandırıldı bile. Biz de retro sürüş köşemizde bu seçkin İtalyan aygırına kayıtsız kalamadık ve bu ayki konuğumuz çok özel bir F355 oldu: Challenge! Koyu Ferrari fanatikleri V8’i pek kabullenmezler aslında. Onlara göre ve bence de Ferrari dediğin önden V12 motorlu olur. Yine de Ferrari tarihinde bunun istisnası olarak çok sevilen birkaç V8 otomobil var. Mesela F40 ve 288 GTO. F355 de çok az Ferrari’nin kabul edildiği bu istisnai kulübün bir üyesi. Sesi, sürüş karakteri, tasarımı ile tam bir safkan Ferrari deneyimi vaat eden F355, orta vadede yedi haneli rakamları görmesi beklenen bir Ferrari klasiği olarak gösteriliyor. Aslında Ferrari 348’in geniş kapsamlı gelişmiş ve makyajlı bir versiyonu olan F355, 348’den farklı olarak 3.5 litre hacimli ve silindir başına beş supaplı bir motora sahip. Zaten “355” rakamındaki 35, motor hacmini, sondaki “5” ise her silindirdeki supap sayısını simgeliyor. Kuru karterli bu motorda, pek çok titanyum parça kullanılmış. Pek çok otomobil severin bilmediği bir konu ise “Dino V8” lakabıyla bilinen bu bloğun 1962 doğumlu olduğu! Evet, 60’lı yıllardan, F430’a kadar geçen yaklaşık 40 yıl boyunca, bütün V8 Ferrari’lerde, bu motorun pek çok farklı ve gelişmiş versiyonu görev yapmış. Modern V8 Ferrari’lerde bu güzel sesi duyamayışınızın sebebi bu olsa gerek… Sürüş kabininin yarısına kadar gelen gövde, kabinden itibaren yarım bir tüp şasiye dönüşüyor. 1300 saatlik rüzgar tüneli testinden sonra şekil alan Pininfarina tasarımı, kimilerine göre tüm zamanların en güzel Ferrari siluetine sahip. Konuğumuz olan F355 ise, sadece 108 adet üretilmiş olan, fabrika çıkışı orijinal Challenge’lardan biri. Beyaz Speedline jantları, hava kanallı büyük fren diskleri ve dillere destan sesini veren özel egzozu onu ele veriyor. Bir F355 kullanmak zaten özel bir deneyim iken, F355 Challenge’ın direksiyonuna geçmek, daha da heyecanlı bir olaya dönüşüyor. Kıymetli bir Ferrari kullanmanın stresi, bir yarış otomobiline hükmetmenin zevkiyle harmanlanıyor yolda giderken… Kaldırımda yürüyen, trafikte giden, camdan bakan, her türlü insan dönüp ona bakıyor, onu tanıyor ve sevgiyle izliyor. Tuhaf bir his, mayoyla sokakta dolaşmak gibi, her otomobil severin hayalini kurduğu bir sürüş deneyimi… ERS Garage’dan teslim aldığımız F355’i, fotoğraflarını çekeceğimiz yere götürüyoruz önce. Tanışma faslındayız, pek sıkıştırmıyorum F355’i, sabit 3300 devirde uslu uslu gidiyoruz ve egzozdan çıkan şarkıları, küçük patlamaları dinliyorum. İki sürüş modu var, comfort ve sport. Comfort modundayım ve bu yarış aygırının ne kadar rahat ve konforlu ilerlediğine inanamıyorum. Bir Mercedes kadar yumuşak ve rahat bir sürüşü var comfort modunda. Motorun tepkileri nispeten sakin....

Devamını Oku
KOMPAKT SINIFIN KRALI: VW GOLF
Oca02

KOMPAKT SINIFIN KRALI: VW GOLF

Günümüzde kompakt sınıf ya da C segmenti denildiğinde ilk akla gelen otomobil olan VW Golf’ün tarihi 1974 yılına kadar geri gidiyor. ABD ve Kanada’da 1975’ten 1984 yılına kadar Volkswagen Rabbit adıyla anılan Golf, önden çekişi ile de Alman markanın tarihinde önemli bir yere sahip. Bilindiği gibi ilk önden çekişli Volkswagen, K70 modeliydi ama bu otomobili NSU geliştirmişti. Bu anlamda önden çekişli ilk gerçek VW’nin Golf olduğunu söyleyebiliriz. Aslında kulağa garip gelse de Golf’ün atası Kaplumbağa modelidir. 1969 yılında başlayan çalışmalar sonucunda ortaya çıkan Golf’ün adı, Golfstrom adı verilen Kuzey Atlantik su akıntısından türetilmiştir. 1975’te Australian Wheels dergisi tarafından yılın otomobili, 1978’de İrlanda’da yılın otomobili ve 1981’de İngiliz What Car? dergisi yılın otomobili unvanını kazanan ilk nesil Golf’ün tasarımcısı ise İtalyan Giorgetto Giugiaro’dur. 1984 yılına kadar üretilen Golf Mk1’in efsane haline gelmesinin asıl nedeni ise 1975’te tanıtılan GTI’dır. Frankfurt Otomobil Fuarı’nda tanıtılan bu otomobil, enjeksiyonla beslenen bir motora sahip ilk kompakt otomobillerdendir. 1598 cc’lik dört silindirli bir motora sahip olan Golf GTI, Bosch K-Jetronic yakıt enjeksiyon sistemiyle 6100 d/d’de 110 HP güç ve 5000 d/d’de 140 Nm tork üretiyordu. Günümüz için oldukça mütevazı olan bu değerler, 810 kg’lik oldukça hafif gövde sayesinde tatmin edici bir performansa olanak sağlıyordu. 0-100 km/s hızlanmasını 9.0 sn’de tamamlayan Golf GTI’ın maksimum hızıysa 180 km/s’ydi. 1980’de makyajlanan Golf, daha büyük arka stoplara, siyah plastik tamponlara, daha modern görünüşlü ve LED ışıkları olan bir gösterge tablosuna sahip oldu. İlk nesil VW Golf, 1974-1984 yılları arasında Avrupa ve Kuzey Amerika’da, 1974-2009 yılları arasında Güney Afrika’da, 1977-1987 arasında Meksika’da olmak üzere toplam 6.8 milyon üretilmiştir. Bu verilere 1980 ile 1993 arasında üretilen Golf Cabrio da dahil. Cabriolet, üç kapılı HB, beş kapılı HB ve pick-up gövde seçenekleriyle üretilen Golf Mk1’in motor seçeneklerini ise 1.1 lt 50 HP, 1.3 lt 60 HP, 1.5 lt 70 HP, 1.6 lt 75 HP, 1.6 lt 110 HP ve 1.8 lt 112 HP oluşturuyordu. Golf MK1’in 1.5 lt 50 HP, 1.6 lt 54 HP ve 1.6 lt 70 HP’lik dizel motorları da bulunuyordu. Şanzımanlar ise dört ileri manuel, beş ileri manuel ve üç ileri otomatikti. Aks aralığı 2400 mm olan ilk nesil VW Golf, 3705 mm uzunluğundaydı. 1610 mm genişliği olan otomobil 1395 mm yükseklik değerine sahipti. Golf Mk1’in en hafif versiyonu 790 kg’ydi ama 970 kg’ye kadar ulaşan versiyonları da vardı. VW GOLF VW GOLF VW GOLF VW GOLF VW GOLF VW GOLF VW GOLF VW GOLF VW GOLF VW GOLF VW GOLF GTI VW GOLF GTI VW GOLF GTI VW GOLF GTI VW GOLF GTI VW GOLF GTI VW GOLF GTI VW GOLF GTI VW GOLF GTI VW GOLF...

Devamını Oku
MERCEDES S-SERİSİ’NİN ATASI: W116
Ara25

MERCEDES S-SERİSİ’NİN ATASI: W116

Mercedes-Benz’in üst sınıf otomobil geçmişi aslında oldukça eskilere dayanıyor. Ama Sonderklasse yani S-Serisi tanımlaması ilk olarak 1972 yılında tanıtılan W116 ile oldu. 1979 yılına kadar üretilen bu model, dört tekerlekte bağımsız süspansiyonu ve disk frenleri ile dikkat çekiyordu. 280, 350 ve 450 modelleri bulunan otomobilin toplam üretimi 473 bin 035 adede ulaştı. Mercedes’in 1960’larda ağırlık verdiği güvenlik araştırmaları sonucunda ortaya çıkan W116, döneminin en güvenli araçlarından biriydi. W108 ve W109’un yerine gelen otomobil, ABS frenlere sahip ilk otomobillerden biriydi. Ayrıca turbo dizel motorlu ilk seri üretim modeli unvanını da kazandı. Özellikle Amerika pazarı için tasarlanan 300 SD, beş silindirli turbo dizel motora sahipti. 1973 yılında Avrupa’da yılın otomobili seçilen W116, başlangıçta M110 kodlu altı silindirli 280 S ve 280 SE modelleriyle pazara sunuldu. 280 S karbüratörlüyken, SE’de Bosch D-Jetronic enjeksiyon sistemi bulunuyordu. Ardından 3499 cc’lik V8 motora sahip olan 350 SE ortaya çıktı. Daha sonra ise 4250 cc’lik bir V8 daha seriye eklendi. Bu modeller 450 SE ve 450 SEL olarak adlandırılıyordu. SEL modellerinin uzunluğu 5060 mm’yle daha fazlaydı. Fakat asıl efsane 450 SEL 6.9’du. 6834 cc’lik V8 motora sahip olan bu otomobil 282 HP gücündeydi (tork 550 Nm) ve üç ileri otomatik şanzımana sahipti. Mercedes-Benz, W116’da üç ve dört ileri otomatik ile dört ve beş ileri manuel şanzımana yer verdi. 1979 yılında üretimine son verilen W116’nın yerini W126 aldı. Mercedes-Benz W116 Mercedes-Benz W116 Mercedes-Benz W116 Mercedes-Benz W116 Mercedes-Benz W116 Mercedes-Benz W116 Mercedes-Benz W116 Mercedes-Benz...

Devamını Oku
İNGİLİZ ASİLZADESİ: JAGUAR E-TYPE
Ara24

İNGİLİZ ASİLZADESİ: JAGUAR E-TYPE

Bu kez 60’ların ikonik spor otomobillerinden biri Retro Sürüş konuğumuz. 2008’de The Daily Telegraph gazetesi tarafından “100 yılın en güzel 100 otomobili” adlı interaktif araştırmada “En güzel” seçilen Jaguar E-Type ile beraberiz. Hem de 5.3 litre V12 motorlu ve cabriolet versiyonu bir E-Type, yani güzelin en güzeli… Bu öyle bir güzellik ki, lansmanında bizzat bulunan Enzo Ferrari’nin “Bugüne dek yapılmış en güzel otomobil” diye adlandırdığı bir sanat eseri. Direksiyonuna geçtiğime inanamadığım, kendimi ne kadar şanslı saysam azdır dediğim bir Grand Tourer. E-Type, karakteriyle, tasarımıyla, tartışmasız bir GT. O, virajlara deli gibi girip çıkacağınız, 300 km/s eşiğini zorlayacağınız, cadde savaşçılarından değil. Bir İngiliz asilzadesi gibi yakışıklı, mağrur, güçlü ve hayranlık uyandırıcı. Saat eseri diye boşuna söylemiyorum, çünkü New York Modern Sanatlar Müzesi’ne kabul edilmiş 6 otomobilden biri Jaguar E Type. 60’ların başından 70’lerin ortasına dek üç seri halinde üretilen Jaguar E-Type, İngiliz otomotiv endüstrisinin şaheserlerinden biri. Konuğumuz olan 1974 E-Type, büyük ön ızgarasından anlaşılacağı üzere 3’üncü seri bir Amerikan versiyonu. Bu da dört tekerlekte disk frenlere ve yine dört tekerlekte bağımsız yaylı süspansiyona sahip olduğunu gösteriyor. Sadece 3’üncü seriye mahsus olan bu V12’nin hacmi 5.3 litre. Önceki serilerde kullanılan 4.2 litre V12’den farklı bir V12 bu. Aslen Le Mans yarışları için geliştirilmiş ve dört adet Zenith karbüratör tarafından besleniyor. Üçüncü serinin en önemli ayrıcalıklarından biri de, önceki versiyonlara göre daha uzun olan dingil aralığı. Daha uzun olması onu daha da güzel yapıyor. Krom tamponların yerini alan ön ve arkadaki çarpışma barları ve yan lambalar, Amerikan versiyonu olduğunu vurguluyor. 15 inç jantlardaki geniş lastikler de, Amerikan versiyonunun ayrıcalıklarından. Sadece baktığınızda bile sizi heyecanlandıran, farklı olmanın, asaletin nasıl bir duygu olduğunu size baştan tanımlayan bu makineyi kullanmak nasıl bir his peki? Anlatması zor ama, sizin için deneyeyim… Öncelikle benim diyen yarış otomobillerine taş çıkartan sürüş pozisyonu ile başlamak lazım. E-Type’ın direksiyonuna oturduğunuzda, tam bir hâkimiyet hissi yaşıyorsunuz. Alçakta oturuyorsunuz ama yolun her santimetresini rahatlıkla görebiliyorsunuz. Koltuk ile direksiyonun size sunduğu ergonomik uyum, bugünün otomobillerinde bile eşine az rastlanır cinsten. Deri koltuklar bir Jaguar’a yaraşır şekilde konforlu, hatta o kadar konforlu ki, bugünün Jaguar’ları kıskançlıklarından çatlayabilirler. Motorun yumuşak ama güç hissiyatını yaşatan sesi, koltukların verdiği konfor ile birleşince, eşsiz bir güven duygusu yaşıyorsunuz. Kendisi ile istediğiniz kadar hıza güven içinde ulaşabileceğinize inandırıyor sizi E-Type. Konuğumuz olan bu kocaman kedinin tüm iç ve dış detayları tamamı ile orijinal. İç mekandaki düğmeler o kadar çok ki, İngilizceyi çok iyi bilseniz bile, kafanız karışıyor ve adeta bildiğiniz kelimeleri unutuyorsunuz. Zamanındaki otomobillere kıyasla, bir uzay gemisi kadar komplike bir düğme nüfusu var torpido üzerinde. Üç ileri otomatik şanzımanı drive pozisyonuna aldığınızda önce hafifçe sarsılıyor E-Type. Frenden ayağınızı çektiğinizde ismine uygun bir şekilde, uykudan yeni uyanmış bir kedi gibi...

Devamını Oku